Merkel’le erimeye kim hazır?

Türkiye’de 2009 seçimlerinde AK Parti’nin yüzde 50′ye varan oranda oy alması üzerine Almanya’da çıkan bir karikatürde Angela Merkel Başbakan Erdoğan’ı arıyor ve “Sayın Erdoğan sizi tebrik ederim ama artık Türkiye’yi AB’ye almamız hiçbir şekilde mümkün değil, çünkü siz AB siyasetinin kurallarına uymuyorsunuz, AB’ye uyumlu değilsiniz! Çünkü: hem üç dönem üst üste seçiliyorsunuz, hem de oylarınızı yüzde 50′ye çıkarıyorsunuz. Bu AB’de olmayan bir şey!” diyordu. Almanya’da 22 Eylül’de gerçekleşen genel seçimlerde ortaya çıkan tablo, gerçekten de AB’nin genel yapısı ile çok uyumlu değil. Durumun farklılığını gösteren bir başka veri de yüzde 72 civarındaki katılım oranı. Doğu Almanyalı Papaz’ın kızı Merkel bu başarısı ile Avrupa’nın en güçlü lideri olduğunu da tescillemiş oldu. Üçüncü dönemde oylarını yüzde 7,7 artırıp birinci sırada çıkan Merkel, çok ciddi bir sürpriz olmazsa, üçüncü kez hem Almanya Şansölyesi, hem AB’nin neredeyse tek lideri olacak. Bu durum Merkel’in yetenekleri kadar, çevrenin yetersizliği, zayıflığı ile de ilgili. Ama sebep ne olursa olsun, Merkel’in hem de Avrupa’nın krizle boğuştuğu bir dönemde ortaya koyduğu başarıyı göz ardı etmek, küçümsemek mümkün değil. Merkel Almanya’sı hem ikili hem de AB politikasında artık daha güçlü bir pozisyona ulaşmıştır. Almanya seçimleri Almanya kadar AB’nin, Yunanistan’ın, İspanya’nın ve hatta Fransa’nın seçimi gibi gerçekleşmiştir. Türkiye dahil, bundan sonra Almanya ve AB politikalarının Merkel’in bu başarısını dikkate alarak yapılması artık bir zorunluluk haline gelmiştir.

Almanya’da seçimlerin neredeyse tek kazananı Merkel liderliğindeki CDU/ CSU oldu. Üstelik bu sürpriz de olmadı. Son dönemde biraz yükselişe geçerek oylarını yüzde 2,7 artırıp yüzde 25,7 oy alsa da, Peer Steinbrück’ün şansölye adaylığındaki SPD, mağlubiyeti daha başından kabullenmişti. Seçimin gerçek kaybedeni ise Liberaller oldu. Almanya’nın siyasi demirbaşlarından olan ve 1949′dan bu yana Almanya’da kurulan koalisyonların bir-iki istisnası hariç adeta değişmez küçük ortağı olan FDP, Alman siyasetinde kolay kolay yaşanmayan bir düşüşle, 2009 seçimlerindeki yüzde 14,6 oyundan yüzde 9,8′ini kaybederek 4,8′e geriledi. Daha da vahimi FDP, yüzde 5′lik seçim barajının altında kalarak, kurulduğundan bu yana Bundestag’a girmeyi ilk kez başaramadı. Seçimlerde Sol Parti yüzde 3,3, Yeşiller ise yüzde 2,3 oranında oy kaybetti ama Bundestag’a girmeyi başardı. Seçimlerin büyük sürprizi ise sadece yedi ay önce kurulan ve Almanya gibi bir ülkede EURO karşıtlığını sloganlaştırarak seçmenin dikkatini çeken, ardından ırkçılığa varan milliyetçi söylemleri ile protest oylara kucak açan ve akıl almaz bir biçimde yüzde 4,7 oya ulaşan Almanya için Alternatif (AfD) oldu. Bu anlamda bütün partilerin bir biçimde kaybettiği Almanya’daki seçimlerin tek bir galibi oldu, o da Merkel’di. Hatta zaten FDP’nin yüzde 5′i aşamayacağına inanan ve bunun için ikinci oylarını da FDP’ye yöneltmemeye karar vererek tek başına iktidarı zorlamayan CDU/ CSU Bundestag’daki mutlak çoğunluğu sadece 5 milletvekilliği ile kaçırdı.

Uzlaşmalar ve koalisyonlar memleketi Almanya’da yeni dönemde de uygun koalisyon aranıyor. Ama koalisyon ortağı olanların, gücü doruğuna çıkmış Merkel liderliğindeki bir hükümette hızla erimesi ihtimali oldukça güçlü bir ihtimal olarak endişe yaratıyor. Merkel’in yaptığı iki koalisyonun da sonucu, koalisyon partisi için vahim oldu. SPD 2005′deki “büyük koalisyonu”n bozduğu dengeyi hala toparlayamadı. FDP ise yere çakıldı. Bunun nedeni açık. Güçlü Merkel, koalisyon partnerinin hareket alanını kısıtlıyor ve onların kendi seçmenlerine verdiği sözlerin gereğini yerine getirmelerine izin vermiyor. Bu da hızlı ve kolay onarılmayacak hasarlara yol açıyor. Bu günlerde Merkel’in koalisyon ortağı bulma konusunda zorlanacağı çok açık. Sol Parti ile bir koalisyon, her iki tarafın da açık biçimde reddettiği bir seçenek. Böyle olunca CDU/CSU bloğu için iki seçenek kalıyor: SPD ya da Yeşiller ile koalisyon. Ama hem SPD hem de Yeşiller bu sefer öldürücü ortaklıktan çekindiklerini gizlemiyor ve böylece hükümet programına konulacak politikaların belirlenmesinde en üst seviyede pazarlık etmeye çalışıyorlar. Yani herkesin işi zor.

Bu arada Almanya’daki siyasi geleneklere çok uygun düşmese de Merkel’siz bir koalisyon imkanı var. 630 milletvekilliğinin 295′ine sahip olan CDU/CSU’nun karşısında SPD (182) – Yeşiller (60) Sol Parti (61) birleşebilirlerse toplam 303 oyla hükümet kurulabilir ve Merkel muhalefette kalabilir. Ancak SPD’nin daha başından Sol Parti ile koalisyona gitmeyeceğini çok yüksek bir perdenden açıklamış olması, bu ihtimali daha da zayıflatıyor. Bir de Almanya siyasi kültüründe uzlaşı son derece önemli bir esas olarak ortaya çıkıyor. Bu anlamda iktidarda olmak kadar muhalefette olmak da son derece değerli bir şey olarak görülüyor. Bir parti kendi seçmenine paye dağıtma imkanına kolay kolay sahip olamadığı için, iktidarda seçmenine söz verdiği genel politikaları kabul ettiremeyince, iktidar eziyete dönüşebiliyor. Bütün bu nedenlerle basit gibi görünen Almanya siyasi tablosunda çok fazla alternatif olmadığı da açık. Hatta Almanya’da yeniden seçime gidilmesi bile söz konusu olabilir.

Konuyu Türkiye-Almanya ve Türkiye-AB ilişkileri bakımından ele aldığımızda, alternatif hükümetler içinde Türk Hükümeti için en idealinin CDUCSU-SPD koalisyonu olacağı söylenebilir. Zira koalisyon ortağı Yeşiller olursa, hem Merkel’in dış politikadaki belirleyici rolü daha belirginleşecek, hem de Yeşillerin son dönemde daha artan Türkiye’ye yönelik demokrasi-insan hakları vb eleştirileri -biraz da şov amaçlı olarakçok yükselebilecektir. Dolayısı ile her halükarda bu tür bir koalisyon ile Türkiye’nin mevcut politikalarının uyumlu olması çok zor görünüyor. CDU/CSU bir koalisyon yaparsa, her şeye rağmen SPD Türkiye politikalarının belirlenmesinde biraz daha fazla etkili olabilir ve Merkel buna razı olmak durumunda kalabilir. Üstelik SPD’nin Yeşiller türü keskin eleştirel bir Türkiye politikası yürütmesi de beklenemez. Küçük bir ihtimal de olsa, Merkel’siz SPD-Yeşiller-Sol Parti koalisyonu gerçekleşirse, bunun Türkiye kökenlilerin çifte vatandaşlığı ve TürkiyeAB ilişkileri çerçevesinde kısmen daha olumlu bir tablo olacağı söylenebilir. Ancak özellikle Sol Parti ve Yeşillerin Türkiye konusunda sert bir tutum belirleyecekleri ve bunun da AB politikasını belirleyeceğini söylemek gerekir.

Almanya’da yarım asrı deviren ve 3 milyonu aşan bir nüfusa ulaşan Türkiye kökenliler için ise bu koalisyon seçenekleri içinde kendilerine olumlu bir zemin sunacak olanın SPD-Yeşiller-Sol Parti olacağı söylenebilir. Ancak bu ihtimal hem çok düşük hem de iktidara geldiklerinde CDU/CSU’nun yabancılar politikalarını çok eleştireceği ve bunun da Türkiye kökenliler aleyhine sonuç verme ihtimalinin de çok yüksek olduğu bilinmektedir. Diğer koalisyon ihtimalleri, yani CDU/CSU-SPD, CDU/CSU-Yeşiller arasında Türkler bakımından da muhafazakar ve çok da yabancı dostu olarak algılanmayan CDU/CSU’nun dengelenmesi bakımından SPD’nin iktidar ortağı olmasının daha arzulanan bir tercih olacağı söylenebilir. Bu seçimlerde Türkiye kökenlilerin bütün partilerde de temsil ediliyor olması nispeten yüksek bir sayı ile (11 milletvekili) Bundestag’a girmeleri önemsenmelidir. Ancak politik aktörlerin başarısı ile siyasi katılım arasındaki uçurum, Türkiye kökenlilerin bakımından yapılacak pek çok şey olduğunu açık bir biçimde gösteriyor.

Almanya’da faaliyette bulunan BIG Partisi’nin 700 bin Türkiye kökenli oy kullanabilecek insanın yaşadığı bir ülkede aldığı 17 binde kalması dikkat çekicidir. Bu sayı yüzde 0,01′e denk gelmektedir. Seçim öncesinde bazı gazetelerin yaptığı araştırmalarda Türkiye kökenlilerin yüzde 40′a yakınının BIG tercihinde bulunacağını söylemişken 17 bin oy totalde Türkiye kökenlilerin kullandıkları oyun ne kadar az olduğuna dair bir ipucu da vermektedir. Üstelik bu seçimlerde Türkiye kökenlilerin gideceği başka bir adres bulmak da oldukça zordu. Yani BIG’in göreli olarak cazibesi yüksekti. Burada BIG bir adres değil, siyasi bir sinyal olarak analiz edilmeye değer bazı bulgular veriyor. Türkiye kökenli Almanların hem bu ülkede entegre olduklarına inanmaları, bu ülkeyi artık vatanları olarak vurgulamaları, ama siyasi katılım konusunda olağanüstü bir atalet içinde olmalarının nedenleri mutlaka araştırılmalıdır. Zira Türkiye kökenlilerin siyasi güçlerinin olduğunu göstermeleri, Almanya’da yaşamlarının kendi istediklerine yakın bir duruma geçirmek için olmazsa olmaz bir husustur. Ama bunun çok uzağında olduğumuz da acı bir gerçektir.

http://zaman-online.de/merkelle-erimeye-kim-hazir-64410

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s