Göçün 50. yılında geriye kalan zihniyet transferleri

Almanya ile Türkiye arasında 31 Ekim 1961’de yapılan işgücü anlaşması ile başlayan ve iki ülkenin ekonomik, sosyal ve hatta siyasal yapısına yansıyan süreç 50. yılını doldurdu.

Anlaşmanın 12. maddesi, Türkiye’den Almanya’ya gönderilecek işçilerin bir yıl için gelecekleri, bunun bir yıl daha uzatılabileceğinden söz ediyordu. Ama gelenler “sadece işçi değil insandı” ve hayatın gerçekleri ortaya bambaşka bir tablo koydu. İşgücü anlaşmasının imzalandığı 1961’de Almanya’daki Türk işçi sayısı sadece 5 bin 193 idi. 1973’te 910 bine çıkan sayı, bugün 3 milyona ulaştı. Bu sayının yüzde 48,5’u Almanya doğumlu ve yaklaşık bir o kadarı da Almanya vatandaşı. 1960’lı yılların “misafir işçi”leri artık her anlamda bambaşka bir sosyal-ekonomik statü içindeler. Türkiye ve Uyum Araştırmaları Vakfı’nın verilerine göre Türklerin Almanya’daki toplam hane sayısı 800 bin ve bunlardan 290 bin hane Almanya’da kendi evinde oturuyor. 14,6 milyar Euro tüketim harcaması yaptıkları hesaplanan Türkler, 44,6 milyar Euro brüt emlak servetine sahipler ve 2,6 milyar Euro yıllık net tasarruf yapıyorlar. Alman milli gelirine 55 ile 90 milyar Euro arasında katkıda bulunuyorlar. Daha da çarpıcı tablo girişimcilik alanında. 1987’de 25 bin 500 Türk girişimci varken, bu sayı sürekli ve düzenli artarak 2010’da 88 bine çıkmıştır. Bu anlamda Almanya’daki Türkler hem çalışanlar hem üretenler, istihdam sağlayanlar, hem tüketiciler hem de yatırımcılar olarak çok yönlü bir katkı sağlıyorlar.

Almanya başta olmak üzere yurtdışına işgücü göndermek 1961’de yapılan 1. Beş Yıllık Kalkınma planında da Türk devletin tasarladığı ve hem işsizliğe çare bulmak hem de sanayinin ihtiyacı olan yetişmiş vasıflı elemanların yurtdışı tecrübesinden yararlanmak gibi nedenlerle önemli bir hedef olarak belirlenmişti. Yurtdışındaki vatandaşlarımızın kendi ailelerine, yakınlarına gönderdikleri işçi dövizleri Türk Maliyesi için uzunca bir süre çok kıymetli bir gelir kalemi olacaktı. 1980’de Türkiye’nin toplam ihracatı 1 milyar dolar civarındayken, gelen işçi dövizinin 5 milyar doları bulması zaten bu gelirin önemini açık biçimde ortaya koyuyor. Yine 70’li yıllarda Almanya’daki Türk kadın işçi sayısı 150 bin iken, o yıllarda Türkiye’nin tamamında sayı 100 bin bile değildi. Ama artık bugün ne Almanya 60’lı 70’li yılların Almanya’sı ne Türkiye ve ne de “göçmen” kavramını net biçimde reddeden, kendilerini en çok da “Avrupa Türkleri” olarak tanımlayan yurtdışındaki Türkler, o günlerin “gariban işçileri”. Almanya’daki Türkler Almanya ve Türkiye arasındaki ilişkilerin vazgeçilmez bir unsuru, Türkiye’nin AB üyeliği çabasının göz ardı edilemeyecek aktörleri ve toplumlar arasındaki zihniyet transferlerinin taşıyıcıları oldular. 50 yılın sonunda, bütün yaşanan dramlara, eksiklere, yanlışlara rağmen yine de başta ortaya çıkan yeni ve güçlü bir orta sınıf olmak üzere önemli kazanımlar olduğu rahatlıkla söylenebilir.

Bütün bu süreçte belki de en fazla ihmal edilen ise bu insanların Türk toplumu ile Avrupa toplumları arasındaki zihniyet transferinde oynadıkları rol oldu. Zaman zaman göçmenler, ülkeler arasındaki mücadele ya da çıkar-güç ilişkilerinin enstrümanları olarak görüldüler ve kullanıldılar. Bu durum bugün de karşımıza çıkabiliyor. Oysa tam da bu noktada göçmenler üzerinden yapılan bu güç mücadelesinin fazlasıyla abartıldığını ve her halükarda zarar görenlerin göçmenler olduğunu unutmamak gerekiyor. Göçmenlerimizin Türkiye konusundaki hassasiyetleri, destekleri ve vatanseverliği inanılmaz boyutlarda. Ama bu masum ve son derece kıymetli değerler, zaman zaman göçmenlerin asıl sorunlarının göz ardı edilmesinde ve hatta karşılıklı olarak ezilmesinde de önemli rol oynuyor. Daha da önemlisi her biri ayrı bir dram olan göç gerçeğini de göz ardı etmemize neden oluyor. Daha iyi bir hayat için içine girilen macera, pek çok önemsenen şeyin terk edilmesini de gerektirir genelde. Aile bırakılır, arkadaşlar, yemekler, hatta hava-su… Bu anlamda her göçmenin hayatı bir dram ama aynı zamanda bir umuttur.

Almanya ile Türkiye arasında 50 yıllık köprü

Türk göçmenlerin 50 yıla sığdırdıkları ve hem Türk toplumuna hem Alman toplumuna katkıları özel bir önem taşımaktadır. Dönerden “Alman usulü” ödemeye, politika yapım yöntemlerinden kadınların iş hayatındaki yerlerine, ortak, özgün kültür eserlerinden dildeki kazanımlara kadar pek çok konudaki zihniyet transferlerinin zenginleştirdiği yeni bir sosyal hayatın varlığı ele alınmayı fazlasıyla gerektiriyor. Türk göçmenlerin yeni hayatları ve konumları, yarattıkları yeni kimlikler aşağılanmayı değil, tam dersine övgüyü hak ediyor. Yarım asırlık geçmiş plansız, programsız ve göçmenlerin çektikleri büyük acılara, travmalara rağmen neticede son derece başarılı bir süreç olarak nitelenebilir. 3 milyon insan 50 yıldır kendisinden çok başka bir mantaliteye sahip toplumla sorunsuz yaşıyor, yaşadıkları ülkenin kurallarına, yasalarına genel bir saygı gösteriyorsa, bu bile başlı başına yeterlidir. “Entegrasyon” kavramına sıkıştırılmayacak kadar karmaşık olan çoğulcu toplumsal yaşamda pay almaya çalışan Türklerin yeterince sıcak karşılanmadığı da bir gerçek. Ama Türkler daha fazlasını yapıp, Almanya’ya ciddi katkılar da sağladılar, sağlamaya da devam ediyorlar. Bu “gariban insanlar” Türkiye’de demokrasi, insan hakları, sivil toplum, hukuk devleti vb. pek çok değerin taşıyıcısı oldular. Almanya’ya da komşuluğu, içtenliği, farklılığı, aile yaşamı gibi pek çok değer taşıdılar. En önemlisi farklılıkların bir arada yaşayabileceğini ortaya koydular.

Avrupa Türklerinin “Acı Vatan”larındaki hayatları son yıllarda, özellikle 11 Eylül’ün yarattığı yeni atmosferde daha da zorlaştı. Ayrımcı politikaları hedefi haline gelen ve kolaylıkla yaşanan her türlü sorunun müsebbibi, günah keçileri olarak işaret edilen Türkler konusunda ardı arkası kesilmeyen anlamsız popülist ve ucuz politik yaklaşımlar eksik olmuyor. Bunlardan en sonuncusu Sosyal Demokrat Sarrazin’in “Almanya Kendisini Yok Ediyor” başlıklı kitabı ile yaşandı. Sosyal Demokrat Sarrazin’e göre Türkler başta olmak üzere Müslüman göçmenler Almanya’yı, Batı toplumlarını aşağıya çekiyor. Yazar bir adım daha ileriye giderek, bunun tedavi edilemez bir “genetik sorun” olduğundan da söz edebiliyor. Ama işte tam da bu noktada asıl büyük sorunu Sarrazin ya da benzeri kişilerin yazdıkları/söyledikleri değil, Batı toplumlarının bu yazılan deli saçmalarına gösterdiği akıl almaz ilgide görmek gerekir. Sarrazin’in kitabı yaklaşık 1,5 milyon satarak Almanya tarihinde en çok satan kitap unvanını kazandı. Bu durum Almanya’nın ve diğer Batılı ülkelerin gerçek krizlerle karşılaşmaları halinde yabancılar konusunda nasıl bir tepki vereceklerine dair endişeleri de artırıyor.

Göçmenlerin bir başka önemli katkısı Almanya ve Türkiye arasındaki ilişkilere oldu. 20-30 yıl sonrasında Avrupa’nın aktif, üreten ve güçlü iki ülkesi olacaksa bunlar Almanya ve Türkiye olacak gibi görünüyor. Hatta Almanya’da kısmi bir zihniyet değişimi yaşanabilirse, geleceğin AB’si şimdiki gibi Almanya-Fransa eksenine üçüncü bir hat daha alabilir ve Türkiye, AB için gerçek bir dinamik olarak devreye girebilir. Bu konuda en büyük şans ise Avrupalı, Almanyalı Türklerin varlığıdır.

Türkiye’de Avrupalı Türkler, hiç hak etmedikleri bir küçümsenmeye ve hatta zaman zaman vicdansız bir aşağılamaya tabi tutuldular. Oysa beğenmediğimiz “Alamancılar”, kendi içlerinden müthiş bir orta sınıf yarattılar ve artık Alman toplumunun kalıcı asli unsurlarından birisi oldular. Adına ne dersek diyelim, Alamancı, Misafir İşçi, Avrupalı Türk, Avrupa Türkü, Göç Türkler, Göçmen… Hepsine hem Alman hem de Türk toplumunun teşekkür borcu var… Türkiye’nin Avrupa Türkleri için yapacağı temel şey, onların önlerindeki haksız-hukuksuz bariyerleri kaldırmak, ayrımcılığa uğramalarına engel olmak, eğitimlerine önem vermeleri konusunda teşvikte bulunmak ve onların hak ettikleri saygıyı kendilerine göstermek olmalıdır. Aynı zamanda Türkiye’nin kendi sorunlarını hızla çözerek müreffeh, huzur dolu bir ülke olması, Avrupa Türklerinin en büyük gücü ve motivasyon kaynağı olacaktır.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s