‘Ustalık dönemi’ ve AK Parti’nin koalisyonsuz listeleri

12 Haziran 2011 seçimleri, Türkiye’deki her seçim gibi kritik görülüyor.

Ama bu seçimlerde siyaset dışı faktörlerin etki alanının daralması ve seçimi kimin, güçlü bir sayısal çoğunlukla kazanacağına dair tartışmaların yaşanmaması, önemli birer farklılık. 2002’den bu yana iktidarda olan ve başından beri siyaset dışı faktörlerin ciddi bir muhalefetiyle uğraşmak durumunda kalan AK Parti’nin bütün seçimler ve referandumlarla tescillenen ve halkın çoğunu tatmin ettiği anlaşılan performansı, Türk siyasetine yeni bir boyut kazandırdı. AK Parti’nin rakiplerindeki zaaflar ve politika üretmedeki sıkıntıları hatta muhalefetin sistem dışı faktörlerin geleneksel desteklerinden artık faydalanamayışları gibi pek çok nedenle, hemen herkes, bu seçimlerde AK Parti’nin yüzde 45 ile tek başına iktidara geleceğine inanıyor. CHP’nin iddiası ise en fazla yüzde 25’i aşmakla sınırlı. Bu durum milletvekilliği aday adaylığı sürecine de yansıdı. İktidara geleceğinden emin olunan AK Parti’ye yapılan adaylık başvuruları 6 bini buldu. CHP’de de küçümsenmeyecek bir aday patlaması yaşandığı, ama buradaki artışın seçimden çok, yeni CHP içinde kendine yer arayanlarla ilişkili olduğu açık. Bu anlamda AK Parti’ye aday adayı olanlar, Türkiye’de iktidarın gücüne ortak olmak, CHP’ye aday adayı olanlar ise CHP içindeki yeni iktidara dâhil olmak için aday oldular denilebilir.

2011 seçim listelerindeki tercihler Erdoğan’ın vizyonunun, nasıl bir AK Parti, nasıl bir Türkiye istediğinin de ciddi bir göstergesi olarak okunabilir. Çünkü çok partili sisteme geçildiğinden bu yana herhalde hiçbir lider, hiçbir seçimde Erdoğan kadar büyük bir “seçme lüksüne” sahip olmamıştı. AK Parti’nin seçim stratejisi 2002 ve 2007 seçimlerinden oldukça farklı koşullarda gelişti. Böyle olunca 2002 ve 2007’deki gibi AK Parti’nin ne birilerine davet götürmesi gerekti, ne kimseye “şirin” görünmesi. Yani AK Parti, bu sefer “siyasî koalisyon”lara ihtiyaç duymadı. Burada bir faktör de AK Parti listelerine daha önce kısmen müdahale etme gücü olan siyasî aktörlerin de çeşitli nedenlerle devre dışı kalmaları ve Erdoğan’ın mutlak liderliğini kabullenmiş olmalardır. Bu seçimlerde bir dönemsel koalisyon yapısından ayrılıp kurumsallaşma yönünde ilerlediği belli olan AK Parti’de Erdoğan faktörü gelecekte, özellikle de Erdoğan’ın liderlik etmekten vazgeçtiği bir dönemde partiyi nereye götürür, bunun iyi analiz edilmesi gerekiyor. Türkiye’de liderler hep önemliydiler ama AK Partililerin ve ona dışarıdan destek verenlerin gözünde Erdoğan, AK Parti’nin kurumsal kimliğinin çok üzerinde görünüyor.

AK PARTİ’NİN GERÇEK KİMLİĞİ NETLEŞİYOR

AK Parti’nin üzerinde karar kıldığı adaylar ve üzerleri çizilen milletvekilleri, büyük ölçüde tek seçici olan Erdoğan’ın vizyonunun ipuçlarını veriyor. Aslında geniş kadro değişikliği 2007’de de yaşanmıştı ama bu normal bir değişim olarak algılanmıştı. Zira hem 2002’de parti listeleri üzerinde yeterince çalışılamamıştı, hem de baraj altında kalan partilerden dolayı AK Parti aldığı oya göre çok yüksek bir temsil imkânı yakalamıştı. 2007’de yapılan listeler ise cumhurbaşkanlığı seçimi ve bununla bağlantılı olarak verilen 27 Nisan e-muhtırasına yönelen demokratik tepkiler ve talepler doğrultusunda hazırlanmıştı. Yani 2002 ve 2007 listelerinin daha çok olağanüstü hal, hatta bir tür “siyasî koalisyon” listeleri olduğu söylenebilir. Dahası her iki listede de Abdullah Gül, Bülent Arınç gibi isimlerin de önemli etkileri vardı. AK Parti’nin 2011 seçim listesi ise siyasetin normalleşmesiyle oldukça farklı bir ortamda gerçekleşti. Bu anlamda Erdoğan’ın liderliğindeki ekibin ortaya koyduğu yeni liste, hem AK Parti içindeki on yıla yaklaşan değişimi, hem de partinin kendisine nasıl bir siyasî alan belirlediğini de göstermesi bakımından önemli. AK Parti ne kadar merkez, ne kadar demokrat, ne kadar bölgesel, ne kadar kadrocu, ne kadar dışa açık, ne kadar iddialı… Yani yıllardır AK Parti’nin gerçek kimliğini merak edenler için tablo büyük ölçüde netleşmiş oldu.

AK Parti’nin ideolojisi, uygulamaları, toplumdaki yeri, haklı olarak hep Erdoğan’ın şahsı ile ilişkilendiriliyor. AK Parti içinde hiçbir şahıs ya da kurum Erdoğan’ın yerine geçme, onun üstünde olma, kararlarını belirleme gücüne sahip değil. 12 Eylül referandumunda da gözlenen bu bariz liderlik gücü, neredeyse mutlak bir kabul olarak da benimsenmiş. Başbakan’ın kendine güveni ve üçüncü kez seçime giren bir partinin her halükârda seçimlerden tek başına iktidar çıkaracağına dair inanç, güvenin boş olmadığını ve başarı ile kazındığını da gösteriyor. Aralarında bir bakanının da yer aldığı 167 milletvekilini listelere almayan Erdoğan istediği insanlarla, istediği merkezlerde, istediği kombinasyonlarla yoluna devam edeceğini gösterdi. AK Parti içinde çeşitli kurumların da sürece müdahil olduğu yine de göz ardı edilemez. Listedeki tercihler kadar önemli bir başka tercih hakkını da, kimin nereden aday olacağı şeklinde ortaya koyan tavır. BDP’nin “dar bölgeli seçim sistemini” fiilî olarak siyasî hayatımıza soktuğu bir dönemde Türkiye’yi adeta tek bir seçim bölgesi olarak gördüğü anlaşılan Erdoğan’ın tavrı tartışılabilir, ama bunun mutlak bir liderlik tavrı olduğu da açıktır.

İKTİDAR MAZERET YERİ DEĞİLDİR

Genel olarak Milli Görüş geleneğinden gelen AK Parti’nin kurucuları 2002, özellikle de 2007 seçimleri için kendilerine göre “çevreden” epeyce isim kazandırmışlardı. Bu süreç, AK Parti’nin demokratikleşme, asker-sivil ilişkileri, Kürt politikası, insan hakları, ekonomi politikaları, Aleviler, özellikle de dış politika ve siyasî açılımların önemli bir dayanağı olan Avrupa Birliği politikaları çerçevesinde oldukça etkili oldu. AK Parti’nin içerideki pek çok tuzak ve bariyerden başarı ile kurtulmasında AB ve ABD başta olmak üzere dışarıdan gelen destek son derece etkili oldu ve bu da genelde “çevreden” gelenlerle beslendi. Son listelere bakıldığında AK Parti’nin teşkilata, yani bu çerçevede de kendi merkezine daha çok sahip çıktığı söylenebilir. “Çevreden” AK Parti’ye gelen ve bir süre hem AK Parti tabanınca hem de geldikleri çevre tarafından kendilerine mesafe ile yaklaşılan bazı önemli sembolik isimler bu sefer listelerde yer alamadılar. Ancak iki önemli hususun altını çizmek gerekiyor: AK Parti yine bazı önemli sembolik isimlere listelerinde yer verse de kitlesel bir siyasî koalisyon yaklaşımını terk etmiş görünüyor. Ama daha önemlisi AK Parti artık kendi içinden kendi demokratlarına, kendi liberallerine, kendi milliyetçilerine kavuşmuş görünüyor. Bu anlamda siyasî anlamda “ithal ikamesi”nin izleri listelerde görülebiliyor. 2011 Meclis’inin, Türkiye’nin yeni anayasasını ve kronikleşen büyük sorunlarını çözme iddiasında olacağı dikkate alınırsa, yeni anayasanın demokratik içeriği, özellikle liberal içeriği, Kürt sorunu, Alevi sorunu, Kıbrıs, Ermenistan, özgürlükler, Avrupa Birliği ve pek çok önemli konuda ne kadar uygun olduğu da ortaya çıkacak. Bu anlamda en önemli mesuliyetin de TBMM’de mutlak çoğunluğa sahip olacağı konusunda şüphe bulunmayan AK Parti’nin ve Erdoğan’ın omuzlarında olduğu unutulmamalıdır. Siyaset dışı kurumların takozlarını temizlemiş, siyasette tecrübe kazanmış kadrolarla, olağanüstü karizma kazanmış liderleri ile, çok az iktidara nasip olacak toplumsal destek ve Meclis üstünlüğü dikkate alındığında, AK Parti’nin ülkenin büyük sorunlarına yönelik üreteceği politikaların mazeretinin artık kalmadığı da ortaya çıkıyor. Erdoğan da bu yeni dönemi “ustalık” dönemi olarak tanımladığına göre, yeni dönem beklentileri de artıracaktır. “İktidar sızlanma, mazeret yeri değildir” yaklaşımı yeni dönemde gerçek bir zemine oturacaktır.

AK Parti üçüncü döneminde yeni bir sınava giriyor. AK Parti’nin ne kadar sıkı bir ideoloji partisi, ne kadar “merkez-kitle partisi” olduğu, nasıl bir Türkiye istediği sorularının cevabı bağlamında listelerin ortaya koyduğu dengeler her ne kadar kendi merkezine daha fazla dönüş gibi görünse de, merkezin çeşitlendiği, genişlediği ve değiştiği de açık. Öyle görünüyor ki, Türkiye’nin geleceğini şekillendirecek olan AK Parti’nin politikalarında Erdoğan faktörü daha da belirginleşecek. Partinin siyasî ithal ikamesi politikasının ne kadar başarılı olduğunu ve AK Parti “merkezinin” ne kadar çeşitlenip genişlediğini de görmek için 13 Haziran sonrasını bekleyeceğiz.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s