“Ayricalıklı partner ile ayrıcalıklı ilişkiler”

Berlin Olimpiyat Stadı’nda 8 Ekim’de 75 bin seyircinin gözü neredeyse tek bir oyuncunun üzerindeydi: Mesut Özil. Makul her aklın rahatsız olacağı anlamsız bir ıslık protestosuna rağmen güzel oyununu 79. dakikada Türkiye ağlarına bıraktığı şık golü ile süslediğinde bile, izleyiciler gole değil sevinme biçimine odaklanmıştı.

Mesut profesyonel sevincini kendine sakladı ama en çok da üzerinde oluşan ikili baskının bir biçimde sona ermesinden mutlu gibiydi. Gole Türkler kızdı belki ama ya o golü at-a-masaydı. Ona kızacaklar çok daha fazla olabilirdi. Bild gazetesinin de yazdığı gibi Mesut “kırık kalpli kahraman”dı. Aslında hiç kuşku yok ki, bütün ıslıkçılara rağmen, Mesut sadece Almanların değil, hatta daha çok Türk göçmenlerin bir kahramanı, Türklerin gururu. Kısa bir süre önce Dünya Kupası’nda uzun zamandan beri ilk kez Türkler Almanya takımını gönülden desteklediler. Bunda Mesut’un payı tartışılmazdı. Ama Mesut’un Türkiye karşısında sahaya çıktığı günlerdeki politik gündem işini daha da zorlaştırdı. Oysa aynı Mesut Türkiye’de Almanya’daki Türklerle karşılaştırılmayacak kadar az yadırgandı, hatta buruk bir gururla da olsa desteklendi.

Almanya Federal Cumhuriyeti’nin çiçeği burnundaki Cumhurbaşkanı, yani Mesut da dahil olmak üzere artık sayısı bir milyona ulaşan Türk asıllı Alman vatandaşının Cumhurbaşkanı Christian Wulff’un Türkiye’ye gelişi, aslında her iki taraf için de pek çok alanda gerçeklerle yüzleşmeyi sağlamaya önemli bir vesile olabilir. Almanya-Türkiye maçını da Başbakan R.T.Erdoğan ve Şansölye A.Merkel ile birlikte izleyen Almanya’nın Cumhurbaşkanı C.Wulff’un Almanya’daki Türkler ve Türkiye konusunda oluşturduğu olumlu hava geleceğe yönelik umut veriyor. C.Wulff, anlamsız, gereksiz çatışma alanlarını iki ülkenin yararına ve çıkarına dönüştürebilme niyeti ve çabası içinde olduğunun işaretlerini yıllardır veren, çatışmayı değil işbirliğini, endişeyi değil çeşitliliği ve kör bir duygusallığı değil mantığı öne çıkaran bir lider portresi çiziyor. Aşağı Saksonya eyaleti başbakanlığı görevini başarı ile yürüten ve CDU/CSU içinde şansölye adayları arasında ismi geçen C.Wulff, 2 Temmuz 2010’da, hükümeti de sarsan zor bir sürecin ardından Almanya cumhurbaşkanlığına seçildi. A.Merkel’in “rakip eleme” stratejisinin bir parçası olarak cumhurbaşkanlığına taşıdığı da iddia edilen 1959 doğumlu C.Wulff’un eyalet başbakanlığı döneminde hem Almanya’da yaşayan göçmenler hem de Türkiye-AB ilişkileri konusunda kendi partisinin klasik söylemleri yerine daha liberal kanatta yer alması, hatta ilk kez bir Türk asıllı Alman vatandaşı olan Aygül Özkan’ı bakanlık görevine getirmesi samimiyetinin ifadesi olarak algılandı. C.Wulff farklılığını ve hatta aykırılığını 3 Ekim’de iki Almanya’nın birleşmesinin 20. yılı vesilesi ile yaptığı konuşmada da ortaya koydu. Cumhurbaşkanı’nın “Hıristiyanlık ve Yahudilik, Almanya’nın geçmişi ve bugününün bir parçasıdır. Ama artık İslam da Almanya’nın bir parçası haline gelmiştir.” sözleri ülkede büyük bir tartışma meydana getirdi. Her ne kadar C.Wulff aynı konuşmasında, biraz da son dönemdeki tartışmaların merkezine oturan eski Berlin Maliye Senatörü ve Merkez Bankası Yönetim Kurulu Üyesi T.Sarrazin’in 31 Ağustos’ta yayınladığı “Almanya Kendini Yok Ediyor!” başlıklı kitabındaki tezleri işaret ederek “Dışlama ve önyargıların efsaneleşmesine, kalıcı hale gelmesine izin vermeyeceğiz. Bu, bizim ulusal çıkarımızdır.” dese de ciddi eleştiriler aldı.

MÜSLÜMANLARI ENDİŞELENDİREN TARTIŞMALAR

Almanya’da yaşayan 15,6 milyon göçmen kökenli içinde 3 milyonluk bir sayı ile en büyük grup olan ve toplam Müslüman göçmenler içinde de % 65-70’lik paya sahip Türkler, Almanya’daki göçmen-yabancı tartışmalarının en önemli malzemesi ve muhatabıdır. Yarım yüzyıldır büyük ölçüde uyumla yaşadıkları “acı vatanlarında” istenmeyen, yük görülen, tehlikeli olarak algılanan ve artık hakarete varan “bilimsel” açıklamalarla zaten entegre olmalarının “genetik” olarak mümkün olamayacağı ilan edilen Türk göçmenler, artık Sosyal Demokrat kökenlilerin popülist çıkışlarının da malzemesi oluyorlar. Dahası bu durum Almanların kronik karamsarlığı ile birleşince, ciddi kaygı duymamak elde değil.

Aslında Almanya bugün dünyanın en gelişkin toplum ve ekonomik yapılarından birine sahip. 82,3 milyon nüfusu, 3,3 trilyon dolarlık GSYH’sı, 40.800 $’lık kişi başına milli geliri ile gurur duyulacak bir ülke. Almanya AB’yi büyük ölçüde sırtında taşıyacak kadar güçlü, dünya politikasında her geçen gün daha çok rol alan ve böylece ekonomisi ile siyasi gücü arasındaki dengesizliği giderme yolunda dev adımlar atan bir ülke. Dünyada etkin, dev bir ekonomi ve neredeyse bütün önemli sorunlarını çözme gücünde barışı, refahı, huzuru yaşayan bir ülke. Buna rağmen birisi çıkıp “Almanya Batıyor” diye yazdığında bu kitap 1 milyon satıyorsa, burada garip hatta “arabesk” bir durum olduğu söylenebilir. Almanlar T.Sarrazin’in görüşlerine verdikleri önem ve destekle adeta kendilerini “Avrupa’nın yeni hasta adamı” ilan ettiklerinin farkında değiller sanki. Almanya’da yaşlanan nüfus ve doğum oranlarındaki düşmeye bağlı olarak, özellikle de sosyal devlet uygulamalarının yarattığı-yaratacağı yükün taşınmasındaki endişeler nedeni ile bazı sorunlar yaşanıyor, bekleniyor. Ama bu sadece Almanya’nın sorunu değil ki. Almanya’da göçmenlerden kaynaklı kültürel farklılığın bir tehdit olarak sunulması ise bugünün dünyasında sadece çelişki değil, hayal kırıklığı oluşturan bir durum. Sanki yabancılar Hıristiyan olmadan ve sadece Almanca konuşmadan tatmin olunmayacak ve öbürü hep tehdit olarak algılanacak gibi bir tavır var.

Aynı kültürel karşı duruşun Türkiye-AB ilişkilerinde de ortaya çıkması bir tesadüf değil tabii ki. C.Wulff’un “İslam Almanya’nın bir parçasıdır” sözünü eleştiren iktidar ortağı CSU’nun lideri H.Seehofer’in “Türkiye ve Arap ülkelerinden gelenlerin uyumsuz olduğu ve artık buralardan gelenleri sınırlamak gerektiği” gibi çok belirgin bir “kültürel ırkçılık” yapması ama buna rağmen siyaseten destek alması oldukça düşündürücüdür. Humboldt Üniversitesi’nden Dr. N. Foroutan’ın “Müslüman olmak, şu an Alman olmanın tersi olarak anlaşılıyor” sözleri ile ifade ettiği gerçek ne yazık ki Almanya’daki oldukça yaygın politik ve psikolojik bir durumu ifade ediyor. Kendisi de bir muhafazakâr, Hıristiyan Demokrat olan yeni Cumhurbaşkanı C.Wulff’un İslam’ın Almanya’nın bir parçası olduğuna dair sözlerinin muhafazakâr Almanları tedirgin etmesi ister istemez entegrasyondaki beklentiyi sorgulamayı gerektiriyor. Almanya’da 50 yıla varan geçmişleri ve hiç de küçümsenmeyecek 3 milyonu aşan bir sayıları ile bütün ihmal, sorun ve derin mantalite farklılıklarına rağmen, Alman toplumuna her alanda katkı veren, üreten, yasalara ve sosyal yapıya, yaşadıkları ülkenin kültür ve geleneklerine saygılı olan göçmenlerin genelinden ne beklendiğinin açıklığa kavuşturulması gerekiyor. Sorunlar tabii ki var, ama Almanya’nın kendi araştırma kurumları bile bu dev nüfus içinde “sorunlu” olan kitleyi % 10 civarında görürken, konuyu bu kadar olumsuz yansıtmak sadece Türklere değil, Almanların uyum yeteneğine de hakaret ve haksızlık olmaz mı? Zaten kendisini hiçbir şekilde uyum sağlayamayacak “farklı kültüre ait” bir kitle olarak gösterilen göçmenden nasıl uyum beklenebilir. T.Sarrazin’in ortaya attığı ve içinde “genetik engeller”in de yer aldığı tezler konusunda Türklerin ne düşündüğüne ilişkin olarak SEK-POL adlı araştırma kuruluşunun yaptığı araştırmada ortaya çıkan verilen son derece çarpıcı. Türkler göçmen Türkleri % 80’den fazla, kendilerini % 90’dan çok Almanya’ya entegre olmuş gördüklerini ifade ediyorlar. Aynı araştırmada Sarrazin’in yol açtığı tartışmalara ilgi gösteren Türklerin oranı ise % 38 çıkıyor. Türk göçmenler kendileri üzerinden yapılan bu tartışmalardan artık gerçekten sıkılmış durumdalar ve “biz entegreyiz, daha ne istiyorlar” der gibi bir tavır içindeler.

Öte yandan Türkler-Müslümanlar üzerine yapılan tartışmalar artık endişe verici bir hal alıyor. Friedrich Ebert Vakfı’nın yeni bir araştırmasında Alman halkı gibi demokrasi, inanç özgürlüğü ve insan haklarına sürekli vurgu yapan bir toplumda halkın % 58,4’ünün “Müslümanların ibadetleri büyük ölçüde kısıtlanmalı mıdır?” sorusuna “evet” dediği ortaya çıkmıştır. Bu dehşet verici durum hem uyuma katkı sağlamaz hem de yakın tarihinde farklı kültürlere tahammülsüzlüğün yol açtığı derin yaraların hâlâ canlılığını koruduğu Alman toplumu için de acıdır. Dahası bu alanda kullanılan verilerin çarpıtılması ve böylece göçmenlerin günah keçisine dönüştürülmesine de sıkça rastlanıyor. Mesela iddia edilenin aksine Almanya’ya hücum eden göçmen hali kökten değişiyor. 2008’den bu yana Almanya’ya gelen göçmenden çok giden var. 2009 rakamlarına göre Almanya’ya 721 bin göçmen gelirken, 734 bini Almanya’yı terk etmiş. Türklerde durum daha çarpıcı, 30 bin gelen, 40 bin Almanya’dan ayrılan var. Dahası ayrılanlar tam da “uyumlu” olacak niteliktekiler. Politikacıların Almanya’da doğmuş büyümüş, dil öğrenmiş hatta üniversite okumuş göçmen Türklerin neden Almanya’da kalmayı tercih etmediklerini soğukkanlılıkla düşünmeleri, değerlendirmeleri gerekiyor.

AHDE VEFA POLİTİKASI YETERLİ OLMADI

Almanya-Türkiye ilişkileri aslında göçmenlerin de katkıları ile son derece büyük bir potansiyel taşıyor. İki ülke, geleceğin Avrasya coğrafyasında gelişimini devam ettirecek ve potansiyeli en yüksek iki ülkedir. Avrupa’nın son 50 yılının en önemli ekseni olan Fransa-Almanya ekseni, bölgesel ve küresel gelişmelerin de etkisi ile Almanya-Türkiye olarak değişebilir. Bu konuda iki temel sorun iki avantaja dönüşebilir ve her iki ülkeye de bölgeye de katkısı olabilir. Bunlardan birincisi göçmenler konusunda daha makul bir işbirliği zemininin geliştirilmesidir. Bu çerçevede göçmen çocuklarının anaokulundan başlayarak eğitim imkânlarının gözden geçirilmesi, Almanya’da “misafir”, “yük”, “sorun” değil, tam tersine katkı veren, zenginlik veren unsurlar olarak bulunduklarının anlaşılması, Alman ve Türk hükümeti arasında bu konularda yoğun işbirliğine gidilmesi, çifte vatandaşlığın artık bir saplantı olmaktan çıkarılarak uyumun ve katılımın önemli bir aracı haline dönüştürülmesi, medyanın göçmenleri de dikkate alan bir yayın politikası için teşvik edilmesi gibi hususlar son derece önem taşımaktadır.

Almanya-Türkiye ilişkilerinin artık ayrılamaz diğer bir ayağı ise Türkiye-AB ilişkilerinde Almanya’nın rolüdür. Bu rol, göçmenlerin uyumu ile de yakından ilgilidir. Almanya desteği olmaksızın Türkiye ile AB arasında yakınlaşma sağlanamayacağı açıktır. Türkiye’nin AB yolu Berlin’den geçecektir. Alman hükümetinin “ahde vefa” biçimindeki politikasının yetmediği 2005 sonrasında açıkça görülmüştür. Türkiye’ye gerçek bir destek gerekiyor. Ama buna en başta Almanya’nın inanması, bu tür bir yakınlaşmanın Almanya’nın çıkarlarına da uygun olacağına ikna olması gerekiyor. Bu konuda C.Wulff’un, R.Polenz’in, J.Fischer’in, G.Schröder’in, G.Verheugen’in her iki ülkenin de çıkarını vurgulayan yaklaşımlarını dikkate almak bile yeterli olabilir.

Almanya, Türkiye ve Türkler için bir şanstır, Türkiye de Almanya için. Bunun için fazla şey yapmak gerekmiyor, makul bir işbirliği zemini ve popülizmden uzak, orta ve uzun vadeyi dikkate alan stratejiler yetecektir. Türk-Alman Üniversitesi’nin kurulması ve devamında bilim-eğitim alanında yaygın işbirliği, bu çerçevede vize politikasının değiştirilmesi, karşılıklı ekonomik kapasitenin ciddi bir biçimde artırılması, savunma sanayii alanında yakın işbirliği, bölge barışına katkı için ortak çalışmalar, medya, spor, kültür, teknoloji alanında yapısal işbirlikleri için her türlü altyapı mevcut. Türkiye AB ile değil Almanya ile “ayrıcalıklı ilişki” kurmalı. Bu her iki tarafa da büyük katkı sağlayacaktır. Türkiye’ye gol atan ama sadece Almanların değil, göçmen Türklerin de kahramanı Mesut ve Cumhurbaşkanı C.Wulff, Türkiye ile Almanya arasında ayrıcalıklı bir ilişki zemininin hazırlanması konusunda büyük bir şans olabilir.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s