Türklersiz Avrupa mı Türkiye’siz Avrupa mı?

Almanya ile Türkiye arasındaki ilişkileri hemen her dönemde, her iki taraf için de “karmaşık ve çok yönlü özel ilişkiler” olarak nitelemek gerekiyor. İ

ki devlet arasında geleneksel işbirliği ve dostluk temelli ilişkiler Soğuk Savaş döneminde Doğu Bloku’na karşı “ortak kader birliği” (“Schicksalgemeinschaft”) ile başka bir anlam kazandı. Ama ilişkilerdeki asıl önemli değişim 1961’de yapılan iş gücü anlaşması ile Türklerin çalışma amacıyla Federal Almanya’ya gitmesiyle yaşandı. Kaybedilen savaş sonrasında yepyeni bir Almanya yaratmaya azimli Almanların kalkınma hamlesindeki en zayıf halka olan iş gücü açığının karşılanmasında Türkler büyük rol oynadılar. İş gücü transferi her iki ülke için de kısa vadede basit bir kazanç hesabına dayanıyordu. Göçün asıl aktörleri olan göçmen işçiler ise uzunca yıllar ihmal edilecekti. İsviçreli yazar Max Fritz’in “İşçi istemiştik, insan gönderdiler!” şeklindeki meşhur ironisi çok önemli bir gerçekliğe işaret ediyordu. Bugün sayıları artık milyonlarla ifade edilen Türk göçmenlerin sosyal, kültürel ve siyasal alanda yaşadıkları sorunların temellerini de burada aramakta fayda var.

Başka hiçbir ülke ile karşılaştırılamayacak derecede yoğun, karmaşık ve çok yönlü ilişkiler nedeni ile son 20 senede olduğu gibi bugün yapılacak Almanya seçimlerinde de “Türkler” ve “Türkiye” ciddi bir rol oynuyor. Konunun hem Almanya’da yaşayan Türkler, hem Türkiye-Almanya hem de Türkiye-Avrupa Birliği ilişkileri bakımından taşıdığı önem, Türkiye’nin de seçimlere ilgisini artırıyor. Bu seçimlerde Almanya’da yaşayan 3 milyon civarındaki Türk’ten Alman vatandaşlığı almış ve oy kullanma hakkına sahip olan yaklaşık 700 bin seçmen ve 31 milletvekili adayının bulunması, Türkleri son derece hassas olan seçim dengelerinde ciddi bir faktör haline de getiriyor. Türk seçmenlerin topluca hareket etmesini beklemek gerçekçi olmasa da, yüksek katılım ve belirli partilerde yoğunlaşmanın gerçekten de seçimlerin kaderini etkileme ihtimali oldukça yüksektir. Türk asıllı Alman seçmenlerin tercihlerinde hem kendi yaşamları, ihtiyaçları ve beklentileri ile ilgili konular, hem de duygusal bağlılıklarının hâlâ çok üst düzeyde olduğu anavatanları Türkiye konusundaki söylemler rol oynadığı söylenebilir. Bu iki ana faktör bazı siyasi akımlarda birleşebiliyor, bazılarında ise biri biriyle çatışıyor. Almanya’da bu seçimlerin en önde gelen konuları olan özellikle küresel mali krizle daha da öncelikli hale gelen ekonomik-malî sıkıntılar, iş piyasası, işsizlik ve sosyal haklar, aslında Alman asıllı olsun Türk asıllı olsun Almanya’daki bütün seçmenlerin tercihlerinde temel belirleyici konular olarak ortaya çıkıyor. Ama Türkler için göçmen politikaları, uyum ve katılım sorunları ile siyasal partilerin Türkiye politikalarındaki tercihlerinin de önemli bir rol oynayacağı beklenmelidir.

TÜRKİYE SİLAHI ARTIK GERİ TEPİYOR

Almanya’daki seçimlerde Türkiye-AB ilişkilerinin, bundan önceki seçimlere göre azalmış olsa da yine de gündemin önemli konularından birisi olması dikkat çekicidir. Bir ülkenin genel seçimlerinde seçmenlerin oy verirken, oy verecekleri partinin o ülkenin ekonomisi, sosyal sistemi, eğitimi, maliyesi, güvenliği vb. konuları değil de üçüncü bir ülkenin bir birliğe katılması konusunun öncelikli konu olmasındaki gariplik dikkat çekicidir. Ancak Türkiye’nin AB içinde yer alması ile ilgili Alman iç politikasında yaşanan tartışmanın, ülkede yaşayan 3 milyon Türk göçmenin varlığından bağımsız olmadığı da açıktır. Soğuk Savaş yıllarında Türkiye’yi AET-AT’ye yakınlaştıran asıl güç olan Federal Almanya’nın birleşme sonrasında Türkiye’yi hem de kültürel-tarihi özellikleri nedeniyle AB projesinin dışında tutmak konusundaki politikaları H.Kohl’ün iktidarı kaybettiği 1998’e kadar yoğun bir biçimde devam etti. Bu süreç hem AB’nin geleceğini tasarlayan Gündem 2000 raporuna hem de Lüksemburg Zirvesi kararlarına yansıdı. 1998’de Sosyal Demokrat-Yeşil koalisyonu ile Almanya’nın Türkiye politikası ciddi bir değişim gösterdi ve “AB bir kültür-din-tarih projesi değil, ilkeler projesidir. Kopenhag Kriterleri ile belirlenen ilkeleri yerine getiren Türkiye’ye de kapı açıktır” biçimdeki yeni politik tavır ile Türkiye önce 1999’da AB tarafından aday ülke olarak kabul edildi, ardından 2005’te müzakerelere başladı. Almanya bir kez daha Türkiye için “taşıyıcı” ülke olmuştu.

Almanya’da muhafazakâr politikacılar tarafından ortaya konulan Türkiye’nin AB üyeliğine karşı tavırda hiç kuşku yok ki iç politik hesaplar da önemli rol oynuyor. Muhafazakar seçmenlerin mobilize edilmesinde Türkiye’nin üyeliği konusunun iyi bir araç olacağı düşünüldü. Ancak birkaç seçimde test edilen bu yaklaşımın siyasi getirisinin beklentinin altında kaldığı da bir gerçektir. Bu seçimlerin özellikle son döneminde Hıristiyan Demokratların Türkiye-AB konusuna neredeyse hiç değinmemesinde bu tecrübenin etkisi olduğu söylenebilir. Çünkü sadece Türkiye konusunun ön plana çıkarılması, sıradan seçmeni rahatsız etmeye ve olayı bir gündem şaşırtmacası olarak görmesine neden oluyor. Öte taraftan ülkede % 10 civarındaki göçmen oyları içinde son derece önemli yer tutan Türk ve diğer Müslüman göçmenlerin Yeşiller, Sol ya da Sosyal Demokratlara yönelmesi de kolaylaşıyor. Zaten yapılan pek çok araştırma Türklerin bu seçimlerde de hem göçmen yanlısı politikaları hem de Türkiye-AB konusundaki tutumları nedeni ile % 90’a varan bir oranla SPD (% 55), Yeşiller (% 25) ve Sol Parti’yi (% 10) tercih edeceğini ortaya koyuyor.

Burada çok önemli bir hususun altını çizmek gerekiyor: 90’lı yıllara kadar Almanya’da oy kullanma hakkına sahip göçmen Türkler, kendi ihtiyaç ve taleplerine daha yakın duran siyasi partilerle Türkiye devletiyle “daha iyi geçinen” siyasi partiler arasında sıkışmıştı. Ancak 1990 sonrasında Almanya’da muhafazakarların hem ülkede yaşayan yabancılara yönelik dışlayıcı tutum ve söylemleri, hem de Türk devleti ile AB bağlamında çatışma ortamına girmesi Türk seçmenlerin “çelişkilerini” de büyük ölçüde ortadan kaldırdı ve daha rahat oy vermelerini sağladı. Ancak özellikle vurgulamak gerekir ki Türk asıllı seçmenlerin Almanya’da Türkiye-AB ilişkilerine yönelik politikalar konusundaki hassasiyetleri, sadece anavatanları konusundaki duygusal yaklaşımları ile açıklanmaz. Türkiye’nin AB’den reddi konusundaki gerekçeler, aslında Almanya’da yaşayan Türk göçmenlerin kişisel ve toplumsal kimliklerine yönelik olarak da bir dışlayıcılık şeklinde okundu. Göçmen Türkler sadece duygusal bağlılıkları dolayısı ile anavatanları olarak gördükleri ülkelerinin “rencide” edilmesine değil, kendilerinin de rencide edildiğine inandılar. Yani dinî-kültürel-tarihî özellikleri nedeni ile “Türkiye’siz Avrupa” isteyenler, devamında rahatlıkla “Türklersiz Avrupa” da isteyebilecektir düşüncesi Türkler arasında yer etti.

Almanya seçimlerinde son yıllarda minimal farklılıkların iktidarları belirlemiş olması Türk göçmenlerin önemini daha da artırıyor. Almanya’daki genel seçimlerde düzenli bir biçimde oy verme oranında düşme yaşanması da ciddiye alınması gereken bir faktördür. 2005 seçimlerinde bu oran % 77,7’ye geriledi. Bu seçimlerde Türk kökenli yaklaşık 700 bin seçmen oy kullanma hakkına sahip olsa da Türklerin oy kullanmaya gitme konusundaki motivasyonlarının genel ortalamanın da altında kaldığı biliniyor. Oysa Türklerin siyasal hayatta ciddiye alınmaları ve seçimin kaderini kendi lehlerine çevirebilmeleri için Almanya ortalamasının üzerinde sandığa gitmeleri gerekiyor. Ancak Türk asıllı adayların, birkaç istisna dışında parti listelerinde kendilerine seçilecek yerler bulamamaları bu motivasyonu daha da düşürme etkisi yaratabilir. Bu çerçevede seçimlere katılan 31 Türk asıllı adaydan en fazla 5-6’sının seçilme şansı görünüyor. Seçimlerde 62,2 milyon seçmen içinde yer alan 700 bin Türk asıllı seçmenin % 80’in üstünde sandığa gitmeleri halinde seçimin kaderinde ciddi bir rol oynamaları beklenebilir. Zira Almanya’da seçimlerde hangi büyük parti önde olursa olsun, neticede ortaya bir koalisyon çıkacaktır. CDU/CSU ile FDP (Liberaller) arasında kurulacak bir koalisyon dışındaki alternatifler için her bir oyun son derece büyük önem taşıdığı biliniyor.

Almanya’da bugün yapılacak seçimlerde asıl belirleyici faktörün küresel krizin de ciddi etkisi ile ekonomik ve özellikle sosyal haklar konusu olacağı açıktır. Son kamuoyu araştırma sonuçlarına göre 2005’ten bu yana “büyük koalisyon” adı verilen ortak bir iktidar yürüten iki büyük partinin oyları arasında Merkel’in CDU/CSU’su lehine % 5’lik bir durum söz konusu. Öyle görünüyor ki 2005 seçimlerinde aralarında sadece % 1 fark bulunan bu iki partiden Steinmeier’in SPD’si daha zararlı çıktı, koalisyonun yarattığı olumlu gelişmeler CDU-CSU’ya yazılırken, olumsuzluklar SPD’de kaldı. Seçimlerde çok önemli bir sürpriz olmaz ise Almanya’da CDU-CSU ile FDP (Liberaller) arasında bir koalisyon ortaya çıkacak gibi görünüyor.

Bunun Türkiye-AB ilişkilerine genelde olumsuz yansıyacağı beklenebilir. Türkiye’nin başından beri sancılı olan AET-AT-AB sürecinde, özellikle de 90’lı yıllardan itibaren en çok eksikliğini hissettiği şeylerden birisinin kendisine açık destek verecek ve sürükleyecek büyük bir üye devletin olmamasıydı. Türkiye için bu bağlamda ciddi bir destek ülkesi gerekiyor. CDU-CSU/FDP koalisyonu Türkiye-AB ilişkilerini tabii ki bitirmeyecek, kesmeyecektir. Ancak Türkiye için ilişkinin engellenmemesi tek başına yeterli değildir, Türkiye’nin güçlü bir AB ülkesi tarafından desteklenmesi, sürüklenmesi gerekiyor. Bu seçimlerde Alman Sosyal Demokratlarının iktidardan uzaklaşması Türkiye’nin işini daha da zorlaştıracak, Türkiye’yi AB içinde istemeyen ülkelere daha rahat hareket etme imkânı verecektir. Unutmayalım ki Türkiye-AB ilişkilerinin son dört yılda yeterince ivme kazanmamasında Almanya’da 2005’teki iktidar değişikliği son derece önemli bir rol oynamıştır.

‘Euroturksbarometre’ çalışmasına ihtiyacımız var

Bu arada her geçen gün daha fazla “diaspora” hüviyetine kavuşan “Euro-Türkler” konusunda Türkiye’nin artan bir ilgi içinde olduğu açıktır. Bunda Türkiye-AB ilişkileri önemli bir rol oynamaktadır. Hiç kuşku yok ki asıl olan her bir Türk göçmenin yaşadığı ülkede eğitimi, mesleği, malî, sosyal ve kültürel gücü ile saygın bir durumda olmasına katkı sağlanmasıdır. Avrupa’da yaşayan Türkler artık Avrupalıdır ve Türkiye’nin en büyük şansı bu insanların anavatanları ile olan duygusal ve fizikî bağlarının son derece üst düzeyde olmasıdır. Göçmenlerimiz için de Türkiye için de en büyük kazanç, saygın ve etkin Avrupalı Türklerin varlığıdır. Ancak bütün bunlar vatandaşlarımıza ya da soydaşlarımıza yönelik ilgiyi ve iddialı çalışmaları gerekli kılmaktadır. Bu çerçevede halen bir Yurtdışı Türkler Başkanlığı kurulması konusundaki çalışmalar dikkat çekiyor. Ancak yurtdışındaki Türklerin sorunlarıyla ilgilenmek, onlara kendilerini geliştirmeleri konusunda destek olmak, haklarını koruyabilmek ve Türkiye’ye katkılarını artırmak bakımından en az bunun kadar önemli olan bir başka çalışmanın da acilen yapılması gerekiyor. Tıpkı AB Komisyonu’nun “Eurobarometre” çalışması gibi, Türkiye tarafından “Euroturksbarometre” çalışmaları yapılmalıdır. Sürekli, düzenli ve standart hale getirilecek tamamen bilimsel ciddiyet ve kriterler ile yılda bir kez Türklerin en çok sayıda yaşadığı 8-10 AB ülkesinde bağımsız, güvenirliği test edilmiş bir araştırma kuruluşu tarafından yapılacak bu tür bir çalışma, bugün Almanya seçimlerinde Türk göçmenlerin nasıl tavır alacağına dair gelişmelerin de aralarında olacağı pek çok konuda ciddi bir kazanç sağlayacaktır. Çünkü “bilgi güçtür”. Türkiye-AB ilişkilerini yürüten Başmüzakereci E.Bağış’ın ekibinin geliştirdiği iletişim stratejisinin bu tür bir zemin üzerinde daha rahat hareket edeceği kuşkusuzdur. İster Almanya’da, ister İsveç’te isterse Belçika’daki Türk göçmenlerin varlığı artık hem kendilerine hem de Türkiye’ye yarayacak bir güce ancak onları tanıyarak dönüştürülebilir. “Euroturksbarometre” göçmen Türklerin diasporalaşması ve beklenen lobi işlevini üstlenebilmeleri bakımından da son derece önemli olacaktır. Burada, muhatap ülkelerin endişelerini giderecek açıklık ve işbirliğini gözetmek de gereklidir.

Almanya’daki seçimlerin başta Almanya’da yaşayan Türkler, Türkiye-Almanya ilişkileri ve Türkiye-AB ilişkilerine yapacağı etki özellikle önümüzdeki dört yıl dikkate alındığında son derece önemli görünüyor. Sosyal Demokratların ya da Yeşillerin içinde yer almayacağı Alman hükümetlerinin AB sürecinde yaşanan sıkıntıları katlama ihtimali ne yazık ki yüksek görünüyor. Türk asıllı Alman vatandaşları, öncelikle kendi kaderlerini belirleme şansını iyi değerlendirmeli, ihtiyaç ve taleplerine göre oy kullanmalılar. Türkiye’nin bundan daha büyük beklentisi ve çıkarı olamaz.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s